...Rûh-i Gusül...

11/1/2009 - Doğu´dan Gelmekte Olan Bulutun, Toprağa Söz Geçirdiği Vakit

Kategori: Soylestik



Yerler ve gökler, adaletle ayakta durur...


Öyküleri ile kalemine aşina olduğumuz sevgili Yıldız Ramazanoğlu, Doğu üzerine yazılmış ender kitaplardan birine imza attı yakın zamanda. Doğu´yu keşfe çıkanların başında yer alan Edward Said´in Şarkiyatçılık kitabından sonra, tarihi damgalayan Doğu´yu belgeler altında toplayan mühim anekdotlar silsilesi diyebiliriz Bağdat Fragmanı için. Yazar, 2003 yılından itibaren insana dair, yeryüzündeki rahatsızlıklarına dair içinde biriktirdiklerini, Doğu´nun gerçek yüzü ile harmanlayıp, bir tarih bulvarı niteliğinde yazmış kitabını. Zamanı belgeler altına almış. Ramazanoğlu, bir teşvik üzere kitabı hazırlamaya karar vermiş.


Okuma Yeri
olarak, yenilenen libâsımız ile sizlere merhaba derken, Doğu´dan gelmekte olan bulutun, toprağa söz geçirdiği vakit´te, Bağdat Fragmanı´nı tekrar konuşturduk Ramazanoğlu´nun hanesinde. Avuçlarımıza istiflenmiş toprak ile Vira Bismillah diyelim;


Tarih bazen çok hızlı hareket eder... Geçmişin müzminliğinden yola çıkarak bir geri sayım yaptığımızda, 1955 yılında, Amerika´da uygulanan ırkçılık politikasına başkaldırıp, sosyal ve politik protestonun öncüsü,
Montgomery Otobüs Eylemi´nin menşei Rosa Parks´ın iç güdüsel cesaretini görmezden gelemiyoruz. Tarihin farklı yollarında, aynı çukuru kapatma derdinde olan Malcolm X ve Rachel Corrie de mücadelenin önderlerinden. Kitabınızda da sürekli mimlediğiniz, dünyanın üzerinde kara bir bulut gibi dolaşan, ırkçılık talihsizliğine sanat´ın nereden el uzatması gerekiyor? Ya da biz sanatçılar olarak yaşanan trajik boşluğu nasıl doldurabiliriz?


Açıkçası kendimi daha çok yazıcı olarak görürüm. Sanata değip değmediğini başkaları takdir eder. Sanatın dili elbette evrensel ve kuşatıcı. Gerçek anlamda sanat, hiçbir insan sesini ve yüzünü dışarıda bırakmaz. Bir insan hırsız, katil ya da başka bir mücrim olsa bile ilgiyi anlamayı dinlemeyi hakikatine eğilmeyi hak eder. Sanat yolu ile, normal hayatın akışı içinde farkedilmeyen birçok şeyi fark ettirmek, nesnelerin içinde çağıldayan varoluştan küçük de olsa bazı parçaları açığa çıkarmak, deşifre etmek mümkün. İnsanın şu dünyadaki macerasının nasıl büyük bir hikayeden koparıldığı ortada. Rumi’nin dediği gibi ayrı testilerde duran suların(sırların da diyebiliriz sanki ) testiler kırılınca birbirine karışması aynılaşması bizim nihai hakikatimiz. Bu hepimizin kalbinde yazılı olan kodlarla ilgili. Zaten bütün bu düşmanlıkların, savaşların, en temel kaynaklarından birisi insanların birbirlerini tanımaması, başka gördüğünün hakikatine eğilememesi. Bir de neye malolursa olsun sahibolma çılgınlığı. Bu gibi nedenler yüzünden işgaller ve şiddet ortaya çıkıyor. Ve bütün bu tıkanıklıklara karşı yolu açmada kör noktaları, karşılıklı iletişimsizliği kalpsizliği gidermede sanatın işlevi çok büyük. Bir kare fotoğraf, bir tablo, bir hikayecik insanın bünyesini değiştirebilir. Bu yönüyle vicdanları bilinçleri ortaklaştıran bir çaba sanat.


Devamı için tıklayın;
http://www.okumayeri.net/OzelSoylesiler.aspx?id=1&cid=2


Ayrıca Mustafa Nazif ile söyleşimizi okumak için;
http://www.okumayeri.net/OzelSoylesiler.aspx?id=14&cid=2

Okuma Yeri Özel Söyleşilerim



Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/8/2008 - Yıldız Ramazanoğlu ile Kadın’ı ve Hayatı Konuştuk

Kategori: Soylestik


Sempatik kişiliği, naif üslûbu, içtenliği, insana tuttuğu meş'ale'nin kuşatıcılığı, hayata en köşelerden ve gerilerden, (aslında ta içeriden) bakışı, dokunuş'un farkında oluşu, kelimeyi dize getirişi, her sabah gökyüzüne savurduğu; üzerinde insana dair iyi şeyler yazılmış renkli balonları ile, her fırsatta çocukların avuçlarına sıkıştırdığı dua melekeleri ile, kadından alınanı, yine en iyi bir kadının verebileceğini bilerek onlara armağan ettiği harfleri ile, dünyanın adını kirletmekten çekinişi ile, kalemine sadıklığı ile, anlatılmaz bir insan sevgili Yıldız Ramazanoğlu...

Kendisi ile tanışıklığımızı takvimime not düştüğüm, kelâmını mühimsediğim nadir insanlardan olan  Yıldız ablacım ile  ilk söyleşimi paylaşıyorum;

Kitaplarını yazarken çok ufak olgulardan ilham aldığını, rüzgârın küçük  bir kızın eteğini uçurmasından, bir babanın evine yetişirken ki telâşından, bir çocuğun bakışlarından, belki de ezip geçtiğimiz önemsemediğimiz nice küçük şeylerde hayatın saklı olduğunu ve bunu zuhur ettirmenin çabasını verdiğini söyleyen Ramazanoğlu’nun,  bunun yanında çok hoşuma giden bir söylemi vardı;

 “Acı, bir varoluş çabasıdır”

Biz O’nun ve tüm sanatkârların varolanı olmayana aksettirdiğini  gördük böylece.


-Yıldız Ramazanoğlu edebî gençlik tarafından oldukça beğenilen bir yazar. Özellikle “İkna Odası” ile genç kızlarımızın acılarına değinmiş olması Yıldız Ramazanoğlu’nun toplumsal eğilimini de ortaya çıkarmış oldu. Lakin Zilha Günü eserinde Edebiyat dilini de konuşturan Ramazanoğlu, toplumda kadınlar konusunda sınıfta kalmışlığımızı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Nedir sizi bu hikayelere yönlendiren? Bize vermek istediği mesaj nedir?


Mesaj vermek edebiyatın işi değildir. Daha doğrusu birçok yazar böyle bir amaçla yazmaz. Yaşamın karanlıkta kalmış kıyılarına ışık düşürmek, görmezden gelineni görünür kılmak ve kanıksanmış şeylerdeki fevkaladeliği gözler önüne sermek, budur yapılan. Hikaye yazmak insanın içinin derinliklerinden gelen bir hal. 


-Toplumumuzda kadına karşı bir ‘dışlanmış çocuk’ muamelesi görülmekte. Erkekler için mekân yasakları sözkonusu değilken, kadınlar bir çok yerde yok sayılıyor. Özyurdunda Parya olan kadınlar için bunun akabinde inanç yasağı da getiriliyor. Siz bu dışlanmayı inanç çizgisi içerisinde mi değerlendiriyorsunuz yoksa bilinçsiz bir ‘kadın’ tanımıyla mı karşı karşıyayız?


İslam kadınlar açısından büyük bir Rönesans. Fakat verilen haklar tarih içinde, saltanatın, insanın insana hükmetmesinin yeniden kurulumuyla geri alınmış. Peygamberin kadınlarla da biatlaşması, onun çadırına yakın çadır kurup itikafa girmelerini desteklemesi, Cuma, bayram, cenaze gibi toplumsal içerikli namazlara katılmaları ve daha birçok şey İslamın kadına cinsiyetli yaklaşmadığını tersine takva dışında insanları sınıflandırmadığını gösteriyor. Öyle bir cinsiyet hiyerarşisi yok, kadın altta erkek daha üstün argümanları tarih içinde üretildi.  


-Edebiyatla inanç arasında güçlü bir bağ sözkonusu. Siz bu bağı en iyi söze dökenlerdensizniz. Geniş açılımı ile bunu sizden alabilirmiyiz ?


İnançlarımdan söz edeyim diye bir öyküye başlamazsınız. Ama sizin hakikatiniz hayata bakışınız duruşunuz neyse edebi metinlere doğallıkla sızar. Sonuçta yazılanları kurgulayan zihin hangi birikimden geliyorsa onun yansımaları olacaktır. Bu farklı olanları da algılamamızı, onlarında hakikatine eğilmemizi engellemez. Edebiyat yaşamın sırrını daha iyi anlamak, insanın varoluşunu daha derinlemesine kurcalamak içindir zaten.


 
-Zilha günü isimli  hikâye kitabınızı  okuduğunda kendisiyle  gerçekçilik oynuyor insan. Olayları hikâye etmedeki ustalığınız, yaşayan anlara tekabül etmiş ve samimiyeti  ile doğru orantılı bir kare arzetmiş. Hikayecilik sizce böyle bir şey mi?  Öykünmece aslında gerçekçilik midir ?



Ben gündelik yaşamın içindeki olağanüstülüğe değer veriyorum. Her sabah kalkıp yaşama mucizesini gerçekleştiren insan sadece bu kadarıyla bile çok ilgimi çekiyor. Yüzlercesi önümüzden akıp giden, sıradanmış gibi duran “küçük İnsanlar”ın, öyle sanılanların, sayılara dönüştürülen kadınların ve erkeklerin varolma mücadelesi çok çarpıcı. Bir bakış, bir eteğin savruluşu, iki kadının vapurda kısık sesle dertleşmesi hiç beklenmedik  zamanda bir kahramanın öyküsünü başlatabilir.


- Zilha günündeki kahramanlar sanki ölüm kapılarını çalmadan son bir gayretle elinin uzandığı her şeye dokunmak isityorlarmış gibiydi. Mesela "Avrasya koşusuna katılan emekli hemşire,  şifa ilaçları yapan bir kadının sivil toplum örgütçüsü olması" kabilinden olaylar. Hatta bir yerde kahraman " Herşeyi üst üste yapıyorum. Hiç bir şeyin ruhuna inecek zamanım" yok diyor. Ölüm, hikâye de her kahramanın sonu var hissini veriyor. Biraz da kader zorlanmış gibi bu kitapta. Bu konuda neler söylersiniz ?


Özellikle büyük şehirlerde örseleyici bir cazgırlık, gürültülü bir akış var. Elimizden bütün sorgulama imkanları alınmış. Haz hız başarı derken yaşamın özüne dair hiçbir soru yöneltecek enerjimiz kalmıyor. Şehir içimizin suyunu emip bitiriyor. Irak’ta bir milyor insan öldürüldü, seslerini duyacak zamanımız yok, çünkü küçük hesaplardan başımızı kaldıramıyor, ağır günlük hayatımızı bile yetiştiremiyoruz. Öyleyse hayatımız tuzaktan başka bir şey değil. Hakikate kendimizi kapatan bir bariyer. Kahramanlarım bunu fark ediyor inceden. Farkındalık harekete geçmek için önemli, ilk basamak olarak. Bu kitap bir farkındalık kitabı gibi okunabilir. 


- Kırmızı isimli kitabınızın “kırmızı” adlı öyküsünde, modernite olgusu içersinde kadının tek bir kalıba sokulma çabasına ve bu akıma kapılan kadının pahalı görünme pahasına, nasılda ucuzladığı, ahlâk ve yaradılış gayesinden ödünler verdiğinden bahsediyorsunuz.


Modernite çatısı altında mevcut bulunan kadının, taşra kadınına ezilip-hor görülmüş ve bir meta gözü ile bakıldığından dem vuran bu görüşü bir yanda asılı dururken, size göre “çağdaş kadın” öngörüsünde en azından insan olarak hak ettiği değeri görüyor mu kadın ?


Çağdaş kadın meselesi uzun analizleri gerektirir. Elbette birçok kazanımlar söz konusu. Kadının anonim ve kapalı bir alandan çıkıp kendini geliştirebileceği geniş bir alana çıkması önemli bir gelişme. Sadece erkeklerin varolduğu içtimai hayata. Buna tam karşılamasa da kamusal alan diyebiliriz şimdilerde. Müşahade eğitim öğrenim tanıklık alanı. Kadın için kötü olan, uygunsuz olan, erkek için de öyle. Böyle bakınca vizyon genişliyor. Peki nasıl bir kamu alanı, nasıl yapılandırılmalı. Ev ve aile kimin, içi nasıl doldurulmalı, böyle sorularla ilerleyebiliriz şimdinin ihtiyaçlarını karşılayan adil ve rızaya uygun bir yaşam için.


-Kadın, şehir ve yaşam… bu üçlüyü hayatın durgun suyuna karıştırarak içimize sızdırmaya çalışan bir yazım süreci var hikâyelerinizde, hem cinsiniz olması bir yana kadının bizâtihi içini okuyup sonra kaleme döktüğünüzü düşündürüyor bize kitaplarınız.

Bu ölçüyü nasıl birbirine karıştırmadan aynı dozda verebiliyorsunuz okuyucuya ?


Aslında kadınları yazmak için özel bir çabam yok. Ben insanla ilgiliyim, insanın varoluşuna yaşam gerçekliklerine odaklanıyorum fakat belki daha çok hemhal olmanın getirdiği yönelimle insanı kadın-insan üzerinden yazıyorum. Erkekleri anlatan öykülerim de çoktur “kırmızı” kitabında. İnsanlar ete kemiğe bürünüp erkek diye kadın diye görünmüşlerdir. Gerisi laf-ı güzaftır benim açımdan.  Şehir meselesine gelince ; şehirlerin yaşadığını canlı olduğunu bir yüzleri olduğunu düşünürüm. İnsanlar nasıl şehri şekillendiriyorsa şehirler de insana bir ruh verir. Karşılıklı birbirimizi yoğuruyoruz. Medeniyetlerin kurulumu da böyle.


- Derin siyah ve kırmızı.. bu kitaplar gerek taşıdığı isimler gerekse okurken yüzünüze çarpılan imgeler deryası ile sizi hayatın rengini bulmaya çağırıyor. Araştırmacılıktan öte bir yaşanmışlığın,  görmüş geçirmişliğin, terennümü gibi hikayeler. O denli olay, tasvir, ayrıntı ve inceden dokunuş  var ki, bunların her biri aynı zamanda ana tema ile eşsel nitelikte devam edegeliyor. Bunun akabinde olayın değişik öznelerce vurgulanışı yazar tarafından hayatın zorluklarına dikkat çekme çabası öyküden çok tiyatral bir sütûn koyuyor okuyucunun önüne.

Renklerin sahnedeki rolleri diyorum ben buna. Bu sahnede baş rol kimin, yazarın mı, okuyucunun mu, yoksa renklerin mi ?


Yazı karanlıktadır biraz. Okununca okurla aydınlanır, öteki bilinçlerdeki yankıdır aslolan. Elbette kendinde anlamlıdır bir metin ama bunu yazar da tam çözemez, çünkü yazı birçok çağrışım birden kayıt altına alınamadığından tercihlerle ilerlemiştir, içinde başka yazılmamış alt metinleri içerir, okurla ilişkiye geçen yazı gün yüzüne çıkar, yazardan kopar kısmen. Kahramanlar kurgudur elbette ama kimse yazanın yaşamından tanıklıklarından bir şeyler sızmadığını söyleyemez. Yazar her şeyden önce kendinden yola çıkmalıdır bana göre. İçtenliği veren şey de bu zaten.  


-Öykülerinizi uzun metrajlı bir filmin kareler halinde kitaba sığdırılmış bir kadın tarihi olarak senkronize ediyoruz. Ve tüm kesitler tamda filmin ağlanacak yerinde birleşiyor. Bu filmler dünyasında her sahnede aynı muzdaripliği yakalamayı nasıl beceriyorsunuz ?


Kahramanlarım muzdarip değiller, hayatın doğası rutin akışı içinde dünyaya gelmiş olmanın büyük acısından ve sevincinden paylarına düşeni yaşıyorlar. Tek ve büyük hikayeden kopardıkları kendi parçalarını. Ben de hayata verdikleri cevabı izliyorum yazarak.


-Sanatkârların ürünleri olduğu kadar kendileri ve çalışma yöntemleri de bir ilgi sahası oluşturmaktadır. Nasıl çalışıyor ve yazıyorsunuz ?
Bir yazar olarak sizi derinden etkileyen kendiniz için keşif konusu saydığınız sanatkârlar  olmuş mudur ?


Sinemadan resimden müzikten bir çocuğun kırık karnesinden evine ekmek getiremeyen bir adamdan, her şeyden yıldırım düşmüş gibi etkileniyorum. Hepimiz böyleyizdir aslında. Kimimiz bunu yazar çoğumuz içine atar. Beni etkileyen sayısız yazar ressam ve isimsiz insan var.  Evde yazarım daha çok.
 
...



Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Bencileyin

Beyrut'un gözyaşları şimdi, Kudüs'ün yanıbaşında, Müslümanlarsa uzakta, Sanki başka, Gelinmez bir dünyada... Bir gün ister istemez, Karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et, O gün henüz mahşer olmasın...

Gri Umman

Mihenk
Rûznâme
Gri Sandık
Ali Ural
Ali Şeriati
Ali Çolak
Ali Bulaç
Aliya İzzetbegoviç
AleminRenkleri
Akif İnan
AralıkEdebiyat
Ahmetturanalkan
AyVakti
AyBurcu
AşkarDergi
Azam Ali
AnalitikBakış
BeyazBulut
BeyazGemi
Bizim Külliye
BuruciyEdebiyat
Büyük Doğu
Cahit Zarifoğlu
CafCaf
CafeSiyaset
Cemal Süreya
Cemaat
Cemil Meriç
DerGibi
DergaH
DinoMerlin
DiriliŞ
DünyAbülteni
DünyAbiziM
DoğuBatı
EdebisTan
Electronicintifada
Eşik Cini
Ey Sareban
FaridFarjad
Frm-Hadis Çizgi
Genç -Dergi
Gül Yetiştiren Adam
GoncaDergi
HaberSaati
Hakan Tunçbilek
Hakan Albayrak
HecE
Hermann Hesse
Haber-7
İHH
İsmet Özel
İsmail Kılıçarslan
İtüSözlük
İzEdebiyat
İzdihaM
Karagöz Edebiyat
Kardeş Kalemler
KitapYurdu
Kertenkele -Dergi
KentKitap
KritikDergi
KurtubA
Kur'anî Hayat
KörpeKalemler
Külliyat
Lara Fabian
LenaChamamyan
Loreena McKennıtt
Maher Al-Me'aqli
Mahsus Mahal Dergi
Majid Majidi
Malcolm-X
Malcolm-X Vakıf
Malcolm x / official web site
MaverA
MazlumDER
Mehmet Akif Ersoy
Minare-dergi
Millî Gazete
Mustafa İslamoğlu
Mustafa Nazif
Mohsen Namjoo
Mustafa Kutlu
Mustafa Ruhi Şirin
Murat Menteş
Mihail Nuayme
NFK
Nazım Hikmet
Nazan Bekiroğlu
Nizar Kabbani - Resim Dersi
Nuri PakdiL
OkumaYeri
OsmanlıcaTürkçe
ÖyküzeN
PressMedya
Rainer maria rilke
Rachel Corrie
RıhleDergi
Ramy Sabry
Sadık Yalsızuçanlar
SanatAlemi
SayhA
SeriGündem
Steve Mccurry
Son Ali
SühanDergi
TaraF
Tarık Tufan
TasavvuR
Tasfiye -Dergi
TimeTurk
TDK
TYB
TelveDergi
VuslatDergi
Yalnızlık Sözleri
YasakMeyve
Yaşar Kemal
Yen!lg!
Yedi-İklim
YeniSafak
Yeni DünyaDergi
Yıldız Ramazanoğlu
Yolcu DerGisi
ZamaN
ZenciDerviş
The MalcolmX Museum
Nurdal Durmus
Siraze
Düş Sokağı
Aşkın e- Hali
Ekşi Sözlük
FotoKritik
Aşkın Elif Hali
TakvaKöyü
VladStudio
GriTragedya
Dergi-lik
AZ-Edebiyat
Berceste
Bir Nokta
Derkenar
Kitap-lık
HaksözHaber
UmranDergi
Murat Menteş'i ilgilendirir
AltKitap
Metis Seçkileri
Can Yayınları
C. Zarifoğlu'na İmzalı Kitaplar
Yıldızramazanoğlu'nu Yazıları
Radyo Kahire

Ayrışım

Hane-i Dost

kafdagi
sessizyusuf
xemgin
suskunadam
mistikozan
ogzulmart
mehmet toprak
eleminaz
ozgurkursun
gzbks
feyne
biryaprakmisali
cundullahresul
necipgenc
filbahar
sepia17
aztoprak
cevatakkanat
gathering
araf21
safakkk
huznuyar
Mustafa Çolak
ilayusuf
beyazkalemim
kalemasigi
keremmisali